
İlk bakışta sıradan bir kasaba gibi gözüken Nazareth, içten içe akıl almaz olaylarla kaynamaktadır. İş yaşamındaki başarısızlığının üzerinde yarattığı baskıya dayanamayan bir adam, hayatının dizginlerini eline almaya ve çevresindeki insanlara duyduğu küçük öfkeleri birleştirerek zincirleme bir reaksiyon yaratmaya çalışır; ancak sonunda kendini mahvedecektir.
Bu garip adamın oğlu ES, Kudüs’te yaşamakta, Ramallah’ta oturan Filistinli sevgilisiyle hasta babası arasında gidip gelmektedir. Bölgenin içinde bulunduğu karman çorman siyasi yapıdan ötürü, sevgilisinin hareket özgürlüğü İsrail Ordusu’nun belirlediği iki kent arasındaki kontrol noktalarında son bulmaktadır. Birbirlerinin yaşadıkları kentlere giremeyen aşıklar, kontrol noktasının yakınındaki kuytu bir alanda buluşurlar. Bastırılmış arzularından kaynaklanan gerilim, şiddetli tepkilere dönüşecek ve kuşatmayla yüz yüze olan sevgililer, tüm olanaksızlıklara karşı yaralı ve öfkeli aşklarının onları sürükleyeceği fanteziye kendilerini bırakacaklardır.
1996 yılında gerçekleştirdiği ilk uzun metrajlı filmi “Chronicle of a Disaapearance”la Venedik Film Festivali’nde “En İyi İlk Film Ödülü”nü alan Elia Suleiman’ın ikinci uzun metrajlı filmi olan “Kutsal Direniş”, İsrail ve Filistin arasındaki savaşın yeniden alevlendiği şu günlerde, fantezi ve mizahı karıştırarak, bölgedeki soruna orijinal bir bakış getiriyor. Şiirsel bir anlatıma sahip olan film, İsrail ‘işgali’ altındaki sıkıntılı yaşamı, her iki taraftan örneklerle acı verici bir içerlemeyle anlatmayı başarıyor. Filmin çekimi sırasında bölgedeki çatışmalar henüz alevlenmemiş olduğundan, Elia Suleiman filmini “neredeyse anında gerçekleşen bir kehanet” olarak değerlendiriyor ve ekliyor: “Oysa İncil’deki kehanetler hep asırlar sonra gerçekleşmişti”. Devamı »

Parlak bir geçmişi olan, hatta zamanında Oscar’a aday gösterilecek denli başarılı olmuş bir yönetmen olan Viktor Taransky, artık popüleritesini yitirmiştir. Çevresinde hâlâ onun yeteneğine inanan tek kişi kızı Lainey’dir. Son filmi “Sunrise Sunset”in çekimleri sırasında fazla kaprisli olan başrol oyuncusu Nicola Anders’le kapışır ve Anders seti terk eder.
Bunun üzerine, eski karısı ve stüdyo şefi Elaine Christian, Taransky’nin işine son verilmesini sağlar. Karısı ve kızı Lainey’le birlikte eski mutlu günlerinin özlemini çeken Taransky, bu olaydan sonra iyice umutsuzlaşır. Bu sırada karşısına bir bilgisayar dehası olan Hank çıkar ve Taransky’ye reddedemeyeceği bir teklif yapar. Hank, tamamen kendi tasarımı olan Simone isimli bir simülasyon programının, hem Taransky’nin eski parlak günlerine dönmesini sağlayacağını, hem de kendisine bir servet kazandıracağını iddia etmektedir. Taransky, ilk başta Hank’in önerisine sıcak bakmasa da, simülasyonu incelediğinde fikri değişir: Simone, hiçbir kapris yapmadan filminde oynayacak, çalışacak ama az para alacak, ne derse aynen yapacak ve her zaman gençliğini ve güzelliğini koruyacak bir başrol oyuncusudur, yani tam Taransky’nin aradığı şeydir. Simone’la başarıyı tekrar yakalayacak olan Taransky, zamanla başarının kendinden çok Simone’a ait olduğunu farkedecek ve kandırdığı izleyicilerine, “Simone, aslında yok, onun yaratıcısı benim”, dediğinde kimseyi kendisine inandıramayacaktır.
Yaratının, yaratanın önüne geçmesi, dijital sinemanın geleceği, insanların popüler ikonların peşine düşme arzusu gibi temalarla, Andrew Niccol’un senarist olarak katkıda bulunduğu ve oldukça başarılı olmuş “The Truman Show” ile yönetmenliğini yaptığı “Gattaca”yı çağrıştıran “S1m0ne”, bu iki filme göre bu temaları daha yüzeysel işlediği için eleştiriliyor. Devamı »