Pedro Almodóvar, “Konuş Onunla”‘ya “Annem Hakkında Her Şey”de bıraktığı yerden başlıyor: Altın rengi, üzeri güllerle kaplı bir perde, Alman kareograf Pina Bausch’un ‘Café Müler’ adlı gösterisini sergilemesi için açılır. Bu sırada kamera, izleyiciler arasında yan yana oturan ama birbirini tanımayan iki erkeğe odaklanır: Bir hasta bakıcı olan Beningo ve kırklı yaşlarında Arjantinli bir yazar olan Marco. Sahnede iki dansçının Henry Purcell’in The Fairy Queen eseri eşliğinde etkileyici dansı üzerine, Beningo yanında oturan Marco’nun gözyaşlarına engel olamadığını fark eder; ona kendisinin de bu gösteriden çok etkilendiğini söylemek, onunla konuşmak ister; ama toplum içinde davranmanın sınırlayıcı doğası buna cesaret etmesine izin verez; Beningo da -pek çoğumuz gibi- susar.
Aylar sonra iki adam, Beningo’nun çalıştığı özel klinikte tekrar karşılaşırlar. Marco’nun profesyonel boğa güreşçisi olan sevgilisi Lydia ağır bir biçimde yaralanmış ve komaya girmiştir. Beningo, bu sırada komada olan başka biriyle, genç bale öğrencisi Alicia’yla ilgilenmektedir. Marco’nun Lydia için ne yapacağın bilmez haline karşı, Beningo Alicia’yla konuşmakta, onun ileride nasıl biri olacağını hayal etmektedir. Marco’nun çaresizliğini gören Beningo, ona yardım elini uzatır ve tek cümleyle yapması gerekenin ne olduğunu gösterir: “Konuş onunla!”. Kliniğin dört duvarı arasında, geçmek bilmeyen zamanın içinde sıkışıp kalmış iki adam, geçmiş-şimdi ve gelecek arasında gidip gelen hafızaları aracılığıyla dört kişilik bir dostluk kurarlar.
İki erkeğin dostluğu, yalnızlık ve tutkunun açtığı yaraların iyileşememesi üzerine bir film olan “Konuş Onunla”, bir yandan ilişkileri belirlemede “konuşmanın” ne kadar önemli olduğunun altını çizerken, bir yandan da iletişimin her zaman diyalog şeklinde gerçekleşmek zorunda olmadığını da hatırlatıyor; hatta filmdeki monologlar, karakterlerin yaşamlarını ve kişiliklerini gözden geçirmelerine olanak verdiği için diyaloglardan çok daha verimli bir işlev yükleniyor. Tek cümleyle özetlemek gerekirse, “Konuş Onunla”, “Annem Hakkında Her Şey”le uluslararası arenada beklenmedik şekilde ticari başarı kazanan Almodóvar’ın, kendine özgü üslubundan ve sıra dışı konularından vazgeçmeyeceğini gösteren bir film.

Devamı »



“Kanlı Pazar”filmi 30 Ocak 1972 gününde Kuzey İrlanda’nın kaderini belirleyen yirmi dört saatten yola çıkarak hazırlanmış. Bildiğiniz gibi, 30 Ocak’ta Derry şehrinde yapılan bir insan hakları gösterisi sırasında, İngiliz askerlerin kalabalığa nişan alarak ateş açması sonucu on dört Katolik hayatını yitirmişti. Olaya karışan askerlerin ateşi karşı tarafın başlattığı iddiasını Kuzey İrlanda’daki Katolik kesim reddetmiş ve yeni bir soruşturmanın başlatılması için harekete girişmişti. Daha sonra bölgedeki İngiliz varlığına tepki olarak terörist eylemlere kadar varan yoğun bir protesto ve şiddet hareketi başlatmıştı. O günleri hatırlamasak da, o günlerden mirası protestolara, çatışmalara ve IRA ismine aşina olduk.
İşte “Kanlı Pazar”, Büyük Britanya’nın yirminci yüzyılın son çeyreğindeki politik yapısını büyük ölçüde şekillendirmiş bu olayı, bizzat olayın içinde yer alan dört kişinin bakış açısından ele alıyor: Bir insan hakları lideri (SDLP partisinin kurucularından Ivan Cooper), milliyetçi barikatları yıkması için arkadaşlarının baskısından kaçınmaya çalışan bir çocuk, kuşkular içinde ne yapacağına karar vermeye çalışan bir yandaş ve bir an önce sonuç alması için üzerine sürekli baskı yapılan bir kumandan.
Yönetmenliğini, ülkemizde daha önce vizyon gören Helena Bonham Carter ile Kenneth Branagh’ın başrollerinde oynadığı Mutluluğa Uçuş (Theory of Flight) filminden hatırladığımız Paul Greengrass’ın üstlendiği “Kanlı Pazar”, yerinde bir yöntem izleyerek herkesin çeşitli kaynaklardan öğrenebileceği olayların tarihçesini vermek yerine, 30 Ocak günü karmaşa anında yaşanan doğal bağlamı yansıtmaya eğiliyor. Sürekli hareket halindeki kamera ve az kullanılan ışık ise izleyiciye belirli bir bakışa sahip bir dramadan çok bir belgesel izliyormuş hissini veriyor.

Devamı »